26 Temmuz 2023 Çarşamba

iki ölü

"Sen başla anlatmaya, ben hâlâ adapte olamadım buraya." dedi birinci ölü.

"Ben hemen alıştım. Zaten çabuk alışırım genelde..." dedi ikinci ölü cevaben.

"Ben Araf'ta kalacağımı hiç düşünmezdim, sanırım burada da bir hayatım olacağına inanıyordum." dedi birinci ölü.

"Ben aslında bir hiç olacağıma emin gibiydim. O yüzden henüz, her şeyi iyice mahvetmeden ölmek istemiyordum. Araf bile olsa burada bir hayatın olacağına asla ihtimal vermezdim. Belki de bundandır hayatımla o son kumarı oynayışım." diye cevap verdi ikinci ölü ve anlatmaya başladı;

"Şanslı doğmuş bir insan değildim ben. Belki çok şanssız da değildim ama özellikle son yıllarda bahtı açık bir insan olmadığıma iyiden iyiye kanaat getirmiştim. Henüz altı yaşındayken babamı bir trafik kazasında kaybettim. Tabii o yaşlarda insan ölüm trajedisini daha hafif atlatıyor nitekim ben de yirmili yaşlara kadar baba mefhumunun pek farkında değildim. Görece fena sayılmayacak bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim. En azından annem, benden altı yaş büyük bir ablam ve dokuz yaş büyük bir abimin olması belki de bunun böyle olmasını sağlamış olabilir. Baba yadigârı bir ev, emekli aylığı ve annem ve abimin de kendimi bildim bileli çalışıyor olmaları sayesinde çok şaşaalı olmasa da bir şeylerden mahrum kalmayan bir çocukluktu. Başarılı bir öğrenci değildim. İlkokulda herhangi bir çaba göstermeden sınıfımın en iyisi olmam sanırım bilinçaltımda zeki bir insan olduğum kanısını yarattığı için zekamın beni her zaman bir yerlere taşıyacağına inanmıştım. Dolayısıyla bu yanlış yargım ve bu yanlış yargımı düzeltebilecek bir aile hayatım olmadığı için de bütün bünyeme çöken tembelliğim ileriki hayatımı pek de güzel evirmedi. Ama dur sakın yanlış anlama kendini beğenmişlik yapmıyorum, zeki olduğum konusundaki söylemlerim tamamen kendi uydurmalarım değil, henüz ikinci sınıftayken sınıf öğretmenim anneme yaşıtlarımın çok ilerisinde olduğumu bir hatta iki sınıf büyüklerle bile rahatça okuyabileceğimi söylemişti ancak annem şımaracağım kanaatiyle buna izin vermemişti. Bunları sana caka satmak için anlattığımı düşünmeni asla istemem. Zaten biz artık birer ölüyüz sevgili dostum ve ben bütün o aptalca hırsları çoktan dünyada bıraktım. Zaten hayatımın geri kalanını dinlediğinde pek de akıllı biri olmadığımı anlayacaksın."

Birinci ölü boşluğa doğru bakıyordu, yüzünde istihzalı bir gülümseme vardı. İkinci ölü anlatmaya devam etti;

"Nerede kalmıştım, heh! Dediğim gibi ilkokulu pek bir çaba göstermeden, haşarı bir çocuk olarak bitirdim. Vasat bir ortaokul ve lise dönemi geçirdiğim için anlatmaya değer tek bir şey bulamıyorum o yüzden buraları atlıyorum. Üniversite hayatımda biraz durmak istiyorum zira benim şu an burada seninle bu konuşmayı yapıyor olmamın bana göre en büyük sebeplerinden biri o zamanlar yaşanmıştı. Yine vasat bir üniversitede ve vasat bir bölümde çok da istemeyerek okuduğumu belirtmek isterim. Üniversite, doğup büyüdüğüm şehre dört saatlik uzaklıkta X şehrindeydi. İlk kez konfor alanımın dışına çıkmıştım. Yaşarken pek fark etmemiş olsam da özellikle ablam ve abimin çevremde oluşturmuş olduğu koruma çemberini o çemberin dışına çıktıktan sonra fark edebildim. Zaten biz insan oğlu her şeyi sonradan, çok sonradan, çoğu zaman iş işten geçtikten sonra anlayan, aptal mahlukatlarız! Özür dilerim sevgili dostum, bu ithamları kendime yapıyorum sakın üstüne alınma, seni asla kırmak istemem."

Birinci ölü bıyık altından gülerek karşılık verdi sadece, İkinci ölü anlatmaya devam etti;

"Ne diyordum, heh! Evet, biz var ya biz! Biz insan oğlu çoğunlukla iyi şeylerin kıymetini bilmeyen, iyi şeylerin kıymetini onları kaybettikten sonra anlayan garip, saçma yaratıklarız. Hayatın tokadını yemeden aklımız başımıza gelmez bizim. Hatta çoğu zaman aptallığımızın boyutuna göre o tokadı yedikten sonra bile ders çıkartamayız. Halbuki bir durup düşünsek, 'ben bu tokadı neden yedim?' diye sorsak kendimize ve bir daha o tokadı yeme sebebimiz olan hatamızı tekrarlamasak zamanla kusursuz varlıklar olabilirdik. Ah ah! Sevgili dostum kusuruma bakma benim, ben bu konuda çok doluyum. Ne diyordum? Evet hatırladım, ablam ve abim beni sarıp sarmalamış ve benim hayatımı çok kolaylaştırmışlar ben farkında olmadan. Fakat şunu da söylemeden edemeyeceğim, çünkü biz var ya biz nankör, aşağılık mahlukatlarız! 'Keşke öyle olsaydı' diye yakınır daha sonradan da 'acaba şöyle olsaydı nasıl olurdu?' diye düşünerek ikiyüzlülüğümüzü her seferinde ortaya koymaktan yüzümüz bile kızarmaz bizim!"



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...