30 Nisan 2024 Salı

mete

Bebeğim, oğlum, dayım
Ben bunu yazarken sen henüz bir yaşındasın
Okuduğunda kaç olursun, bilmiyorum
Benim muhtemelen bir çocuğum olmayacak
Bunun birtakım gerekçelerini merak edersen
Anlatırım sana büyüdüğünde
Antinatalizmle falan kafanı şişirmeden
Erkek erkeğe
Peşin peşin özür diliyorum senden
Haylazlık yapabileceğin bir dayıoğlun olmayacak (gibi duruyor)
Gibi duruyor, gibi duruyor, gibi, zormuş böyle söylemek
Doğduğundan beri yanına gelemedim pek
Genelde sen geliyorsun (annen getiriyor)
Şu sıralar (üç-beş-yedi yıldır) iyi değilim, mazur gör
Telafi ederiz
Bir de babana uymayıp Beşiktaşlı olursan
Daha çok eğleniriz (bundan pek emin olamadım)
Bak şimdi aklıma geldi, nasıl olduğumu merak edersen
2023-2024 Beşiktaşı gibiyim
Ama senin ömrün boyunca
2020-2021 Beşiktaşı gibi olmanı dilerim
(daha iyi yıllarımız vardı elbet ama bir averajla galatasaray'ın önünde bitirdik, keyifli ve sergenliydi)
Mete, oğlum, dayım,
Şunu bil, her zaman arkandayım (tam kafiye)
İyi (bir insan) ol
Sana şans, huzur ve sağlık diliyorum
Gerisini de sen hallet
Bi zahmet
-Dayın MetinDG
(30.04.24 saat 02 suları)

on dört bin sekiz yüz küsür

Bir keresinde aşık olmuştum ya da onun gibi bir şey
Emin değilim, çünkü daha önce hiç aşık olmamıştım
Bilenlere danışayım dedim, ortalık iyice karıştı
Allak bullak oldum
Aşk dedim, nesnel bir şey olmalı ve de hüzünlü
Biçare kitaplara saldırdım, hüzün cepte
Şiire sarıldım, nafile!
Belirsizliklerimi bile kaybettirdi bana
Çömez bir aşıkken alıntılarla yaşadım
Kimi zaman pek yalın
Kimi zaman çok karmaşık tümcelerin altını karaladım
Gel zaman bu da yetmez oldu, kolları sıvadım
Aptallar! dedim, aptal aşıklar, hepiniz eksiksiniz!
Yirmidokuz harfle aşk mı tanımlanabilirmiş?
Biraz da matematik katmalı, buldum işte!
Pi sayısının on dört bin sekiz yüz küsürüncü basamağında
Ay-gün-yıl şeklinde...
Şimdi biraz da müziğe bakacağım
Aşkın fon müziğini bulmak için

29 Nisan 2024 Pazartesi

ummak

İki bilet aldım nereye gittiğini bilmesem de
Uzaklara giden bir otobüsten
(Cam kenarını sana verebilirim seve seve)
Gittiğimiz yerin seni görmeye değer yerlerinin olmasını umuyorum
Aynı gün içinde güneşte kavrulmayı, rüzgarda savrulmayı, yağmurda ıslanmayı da
Bilmediğini umduğum neşeli şarkılardan bir cd doldurup onu da boynuma astım
(Artık boynumu iplere asmayı aklımdan geçirmiyorum)
Bilmesem de ne sevdiğini, seveceğini umduğum birkaç yemek tarifi öğrendim
O kadar çok şey umuyorum ki bu aralar
Umarım bu yolculuğa benimle çıkarsın mesela

27 Nisan 2024 Cumartesi

olmayacaksa da

Bana öyle bir çarp ki, sevgilim
Saçlarının dalgasında boğulayım
Al, zaten bir dirhem kalmış olan neşemi
Çaldığım bütün kapılardan kovulayım
Bir dehşet sal içimin ta derinliklerine
Kanım çekilsin, o denli korkayım
Öylesine umarsız davran ki bana
Yaşayan bir ölü gibi kalayım
Kalbime çıkan basamakları yık bir bir
Denemeye bile tenezzül etmesin kimse
Ah saçlarının dalgası, saçların... sevgilim...
Olmayacaksa da o kadar güzel olmasın ki
Tek bir an bile unutmayayım

23 Nisan 2024 Salı

kaçmak

Daha önce çok kere yazdığım ve söylediğim ve daha çok kere de düşündüğüm gibi içimde tükenmek bilmez bir gitmek arzusu var. Şöyle yazmıştım bir sefer "bugüne kadar nereye gideceğimi bilmiyorum sanıyordum, gidecek yerim yokmuş". İşten çıkmış, içgüdüsel bir alışkanlıkla otobüs durağına gidiyordum. Üst geçitten geçerken içimde bir sıkıntının olduğunu ve eve gitmek istemediğimi fark ettim. Tam ortasında durup üst geçidin nereye gitmek istediğimi düşünmeye çalıştım ama bir türlü zihnimde somut bir yer belirmiyordu. Önceleri böyle durumlarda bir mezarlığa gider, saatlerce dolaşır ya da kayıtsızca bir bankta oturur hiçbir şey yapmadan etrafı izler ve günün sonunda arınmış olarak çıkıp eve giderdim. Ancak onu yapmak da gelmedi içimden. Sonra bir şimşek çakar gibi yukarıda yazdığım söz belirdi zihnimde: "Gidecek yerim yokmuş." Sanki bir hataydım da tesadüfen var olmuştum. Bu dünya üzerinde ait olduğum hiçbir yer yoktu sanki, böyle hissediyordum. Arafta kalmıştım yahut bir kara delik tarafından yutulmuş da sonsuz boşlukta oradan oraya savruluyordum, öyle hissediyordum. Bir aralık da masallardan bozma bir Akdeniz köyünde inzivaya çekilmek, herkesten uzak, beni kimsenin tanımadığı bir yerde izole bir hayat yaşamak İhtiyacım olan şeymiş gibi gelmeye başlamıştı. Ne kadar da çocukça ve bir o kadar da gülünç şimdi her şey. Evet itiraf ediyorum şimdi kendime; Bu yeryüzünde huzuru bulabileceğim tek bir kara parçası yok. Benim kaçmaya çalıştığım şey kendimden başka bir şey değil. Bütün başarısızlığıyla, yenilmişliğiyle, zayıflığıyla, acizliğiyle kendimden kaçmaya çalışıyorum ben. Eğer yüreğimi söküp atamıyorsam dünyanın hangi toprağı kabul eder ki beni? Kafamı yastığa koyup kendimle baş başa kaldığımda tekrardan yüzüme yüzüme çarpmayacak mıyım sanki kendimin? Sepya bir perde inmiş gibi gözüme böylesine soluk ve hüzünlü görünüyorsa her şey, problemin mekansal olmadığını kabul etmek erdemliliğini göstermem gerekmez mi? Evet, baktığım herkes elinde kalbimi yansıtan bir ayna tutuyormuş gibi hüzünlü görünüyor gözüme. Tumturaklı cümleler kurmak istemiyorum aksine keşke bir ortaokul çocuğunun kompozisyon ödevi kadar yalın bir dille anlatabilsem hislerimi. Ben gitmek değil, kaçmak istiyorum. Ne -sanki ben aylarca düşünmemişim gibi- insanların bana âdeta yaşamın sırrını bulmuşlar edasıyla verdikleri akılların aptallığından, ne de dostlarımın anlayışsızlığından, goygoyculuğundan değil; ben kendimden kaçmak istiyorum. Kavgam, psikolojik hastalıkların sebebinin vücuttaki eksik birkaç hormon olduğunu söyleyenler gibi eksik birkaç hormonla belki ya da bana göre yaradılışımdan gelen hatalarla. Kırık kalp sendromuyla belki ya da Freudvari bir dille kırılmış bir egoyla. Şimdi mesele ayakta kalabilmek için strateji kurmakta.

olric

-Saat kaç oldu Olric?

-Onunla bir ömür olmaya daha çok var Efendimiz!

-Kendi düşen ağlamaz derler Olric, ben neden ağlıyorum?

-Gidenin arkasından ağlanırmış Efendimiz!

-Neden giderler Olric?

-Sevdiyseniz giderler Efendimiz!

-Dediğime geliyoruz, suç bende...

-Kalkın Efendimiz! Kimse sevmiyor!

-Ama ben sevdim Olric.

-Sevdiyseniz vazgeçmelisiniz Efendimiz!

-Vazgeçmeli miyim? Vazgeçilebilir mi?

-Vazgeçmeler gidenler içindir Efendimiz! Siz sevmelere devam etmelisiniz.

-O halde sevelim Olric.

-Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz!

11 Nisan 2024 Perşembe

vuslat

Sen diye başlamak bir şiire şimdi
Bir soyut değil de, bir boyut gibi
Bir kokusu, bir cismi, bir biçimi var
Belki bir akşam sefası, belki bir amber
Seni düşünmenin jestleri, mimikleri
Bir sesi var
Hüznünün, pişmanlığının
Boğazda bıraktığı yumru hissinin
İsa'dan sonra ikibin yıl, altı ay, ondokuz gün
İnsanlığın seni beklemesinin
Bir olgusu, bir manası var
Gördüm ya seni, sesini duydum ya
Sarıldım ya sana, kokunu kokladım ya
Ölsem de gam yemem artık

7 Nisan 2024 Pazar

sevgi öğrencisi

-Daha kaç kişiye kötülük yapmam gerekiyor? Kendime yaptıklarım yetmezmiş gibi daha kaç iyi kalbi kıracağım? Kaç insan daha kurban edilecek bu bilinmezliğe? Bunca şey yaptıktan sonra nasıl kötü biri olmadığımı iddia edebilirim?
-Yapacaksın!
-Tamam ama nereye kadar?
-Ben bitti diyene kadar!
-Neden peki? Neden bunu yapmak zorundayım? Beni buna zorlayan ne, vazgeçemez miyim?
-Vazgeçemezsin çünkü beni seviyorsun!
-Neden seni seviyorum?
-Sevmenin nedeni yoktur. Önce seversin sonra sevdiğin şeyin güzel yanlarını ararsın.
-Peki yalvarırım söyle, sen de bir gün beni sevecek misin?
-Bunu söylersem bir hindibadan hiçbir farkın kalmaz. Fırtına atlatmış bir hindiba gibi dımdızlak kalırsın.
-Öyle kalayım ben de, ne olacak?! Bir hindiba her zaman hindiba değil mi sanki?
-Sen hiç yapraksız bir çiçeğin sevildiğini gördün mü?
-Ben seviyorum. Onun bir gün tekrardan açacağını biliyorum çünkü. Ben onun her şeye rağmen geleceği noktayı biliyorum ve o noktaya gelene kadarki bütün sürecini seviyorum...
-Sen ve senin gibi bir avuç insan sevebilir ancak bunu. Sen sevmek için geldin bu hayata.
-Ya sen?! Sen de sevenlere eziyet etmek için mi geldin?
-Ha ha ha! Hayır, ben senin sınavın olarak geldim. Bu kadar mızmızlanacaksan gidebilirim. Sen de bu sınavı geçemeyen milyonlarca insandan biri olup hayatına devam edersin.
-Hayır, hayır dur! Mızmızlanmıyorum, seni ölene kadar sevmeye devam edeceğim. Ben sadece başkalarına kötülük yapmak istemiyorum.
-Neden yaptın peki?
-Ben, onu da seni sevdiğim gibi sevebilirim sandım. Yanılmışım, aptallıkmış bu! Zaten bunu daha önce öğretmiştin bana sen, tamamen benim aptallığım. İnsan sadece bir kere bu kadar sevebilirmiş. Biliyordum, biliyordum öğretmiştin.
-Ben bir şey yapmadım. Kendi kendine öğrendin onu da. Sen iyi bir sevgi öğrencisisin ve iyi gidiyorsun. Son yaptığın öğrendiklerini pekiştirmek adına da iyi oldu senin için. Eminim bu hatayı bir daha yapmayacaksın.
-Yapmayacağım! İtiraf etmek gerekirse kendimi biraz kaptırmıştım. Sanırım sen de bunu farketmiş olacaksın ki bu zamana kadar beni uzaktan izlerken kendini bana göstermek zorunda kaldın.
-Ben zorunda kalarak hiçbir şey yapmam bunu en iyi sen biliyorsun! Bir şey bildiğim de yoktu ayrıca. Bu iyi öğrenciler için Sevgi Tanrısının gösterdiği bir mucizedir.
-O zaman ben de Sevgi Peygamberi mi oluyorum? Bak bu hoşuma gitti işte.
-Ha ha ha! Hayır, Sevgi Peygamberi olabilmek için henüz yolun çok başındasın. Yunus Peygamberin hikayesini bilmez misin? Yunus Peygamber, otuzüç yıl boyunca Tanrı için çalışıp sadece iki kişiyi ikna edebildiği için isyan etmiş ve öfkeyle kaçıp bir gemiye binmişti. Tanrı ona denizin ortasındayken bir fırtına yollayıp mucizesini göstermiş ve o da hatasını anlayıp tövbe etmişti. Sen de Tanrının gösterdiği mucizelerden ders alanlardan ol.

3 Nisan 2024 Çarşamba

çok şey istemek

Bütün hayatımı anlatmak gelir içimden
Ardından yok olup gitmek
Yahut günlerce susup öylece
Anlaşılmayı beklemek
Oturup denize karşı bir bankta
Güz yağmurlarına karışırken gözyaşlarım
Haykırmak istiyorum pervasızca, ağlamak
İnsan olmanın günahlarından arınmak
Ölümün istatistiğinin tutulmadığı
Doğumun maliyetinin hesaplanmadığı
İnananların hayal kırıklığına uğramadığı
Kendinden başkasına zararı olmayan insanların
Kendiyle baş başa bırakıldığı
Kâr, zarar hesabı yapmadan dostlukların kurulduğu
Kirli üstleriyle çirkin çocukların da başının okşandığı
Halik bilsin diye iyiliklerin denize atıldığı
Ütopik bir dünya istiyorum
Boğuluyorum

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...