3 Mayıs 2023 Çarşamba

deneme

 

Son yılların en çetin kış mevsimlerinden birisi bitmişti. Bahar gelmiş, meyve ağaçları yeni yeni çiçeklenmeye başlamıştı. Gündüzleri rüzgâr ılık ılık eser, hava ne üşütür ne de terletirdi; ancak geceleri kışı aratmayan bir ayaz ortalığı kaplıyordu hâlâ. Yakup, bu geceyi de nefes kesen ayazın altında, mezar taşına sırtını dayamış hâlde artık parçalanmak üzere olan kabanına sinerek geçirmişti. Mezarlığın bekçisi birkaç kere yanına uğrayıp kulübeye davet ettiyse de Yakup oralı olmadı. Yaşlı adam da biçare göz yumuyordu Yakup’a. Kaldı ki kendisinden başka kimseye de zararı yoktu.

Artık gün doğalı birkaç saat olmuş, ağaç dallarından sızan güneş Yakup’un yüzüne vurmaya başlamıştı. Çok geçmeden de uyandırdı onu. Birkaç dakika gün ışığına bakamadı Yakup; kaskatı kesilmiş vücudu da doğrulmasına izin vermiyordu. Öylece bir süre bekledi ve nihayet kalkmak için istemsiz bir hamle yaptı sağ elini ve sağ dizini yere, sol elini de mezar taşına koyarak. Kalktığında başı döndüğü için bir süre mezar taşını bırakmadı ve gözlerini de sımsıkı kapatarak en azından dengesini sağlayacak kadar iyi olmayı bekledi.

Sonunda kendine gelmişti.

-Allah’a ısmarladık! dedi ve yola koyuldu. Mezarlıktan çıkıp yolun kenarına kadar geldi. Karşıdan karşıya geçmek için ışığın yanmasını bekledi ama bunu gayriihtiyari yaptı. Nefret ettiği şehir hayatına alışıyor olduğunu düşünüp acı acı gülümsedi. Onu buraya bağlayan bir şey vardı, şüphesiz bu biricik karısının mezarı olmalıydı. Karısının toprak altındaki bedeni, ağaçların toprak altındaki kökleri gibi onun bu şehirdeki kökleriydi artık.  O an düşünmek istemedi bunları ve ışık henüz yanmamış olduğu hâlde, çalan kornaları umursamadan kendini yola attı. Sıcak bir çay içmek için sahildeki çay ocağına doğru yürümeye karar verdi.

Çay ocağına vardığında oturacağı boş bir masa yoktu. Pek sorun etmedi bu durumu. Çay ve simit alıp sahile karşı bir banka otururum diye geçirdi içinden. Kafasından bunları geçirdiği birkaç saniyelik zaman diliminde, tek başına oturup gazeteye göz atan Yaşlı Adamın kendisini süzdüğünü fark etmemişti. Yaşlı Adam sandalyede hafifçe doğrulup masanın ortasına yakın duran çayını kendi önüne çekerek: “Gel hemşerim! Böyle buyur ikimize yetecek kadar yer var” diye seslendi Yakup’a. “Sağ ol Amca!” diye cevap verdi Yakup, hemen karşısındaki sandalyeye oturarak. “Bir çay, bir simit” diye seslendi ocakçıya ve denize doğru dikti gözünü böyle durumlara alışkın olmadığından nasıl davranacağını bilemediği için. Son zamanlardaki meczup görüntüsünün ve bu yüzden insanların ona mesafeli davrandığının farkındaydı ancak Yaşlı Adam bunları umursamayacak, insanları görünüşüne göre yargılamayacak kadar bilge biri olmalıydı.

O kafasından bunları geçirirken, “Ya hu bu memlekette hiç mi iyi bir haber okuyamayacağız biz cinayet, cinayet, zam, zam, siyaset, siyaset, intihar, intihar” diye hiddetlendi Yaşlı Adam gazeteyi sertçe katlayıp masaya doğru fırlatarak ve gözlüğünün üstünden Yakup’a bakarak. Bir cevap verme ihtiyacı hissetti ve “Kötülükler o kadar çok ki, iyi şeylere sıra gelmiyordur” dedi Yakup acı acı gülümseyerek.

deneme

Ölüm var.. Bütün hayallerin, umutların, inançların, yalanların, doğruların ötesinde onları sindiren, en yoğun duygulara bile baskın gelen bir farkındalık. Fanileri ikiye bölen, iyiliği ikiye bölen, kötülüğü ikiye bölen, samimiyetle samimiyetsizliği bütün samimiyetiyle ikiye bölen varoluşun en büyük ve tek gerçeği.


Ölüm var iyilik yap, ölüm var eğlen, ölüm var sev, ölüm var sevil, seyahate çık, çok yer gör, daha az uyu, daha çok yaşa, daha çok çabala ya da ölüm var hiçbir şey yapma..


adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...