14 Mart 2025 Cuma

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur
Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde
Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir
Kanımca
Gökyüzünde yıldız kaysa, Zeynep
Sevmediğin bir şeye göz devirdiğindendir
Dünyaya azıcık tebessüm etsen, Zeynep
Yeryüzünde bir yerlerde çiçekler filizlenir

31 Aralık 2024 Salı

bir bilsen

ah ne büyük yanılgı

içindesin bir bilsen

annenden bile çok

sevdiğimi seni

yüzünü çevirmezdin

benden

ah ne zevk-i mecazî

içindesin soluk dudaklı

soluk benizli

ah neden eksik

büyüttüler seni

ne boşa harcıyorsun

levha-i temâşâ güzelliğini

25 Temmuz 2024 Perşembe

bu hikayenin adını sonra koyacağım, öldükten bile sonra

Bugün kendimi öldürmeye karar verişimin ertesindeki ilk günüm.  Bir süre de nihayet bu kararı almış olmanın rahatlığıyla yaşadıktan sonra çok da uzatmadan bu işi, hayatıma son vereceğim. Uzun zaman sonra ilk kez böyle ferah bir sabaha uyandığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Epeydir uykumu böylesine almış olarak uyandığımı hatırlamıyorum. Nerede o iç sıkıntısı, nereye gitti karamsarlık? Hiçbiri yok bugün, alabildiğine huzurluyum. İlginçtir bu sabah kan tükürmedim, boğazımda o acı tat da yok, nefes darlığı da. Daha dün sabah -çok iyi anımsıyorum- yüzüme vuran güneşe sövmüştüm de öfkeyle perdeyi kapamıştım, bu sefer de kuş seslerine öfkelenip camı kapamış ve mecalsiz bir şekilde geri yatmıştım. Ah, ne kadar şeytanlaşmışım! Bugün camı ve perdeyi ardına kadar açtım. Yirmi dört saat önce vampir gibi tiksindiğim güneş şimdi içimi ısıtıyor, ince ince göğsüme çarpan sabah esintisi yüreğimi ferahlatıyor, kuşlar da adeta cesaretimi ve gaflet uykumdan uyanışımı kutlar gibi cıvıldaşıyorlar. Bu hep böyleydi de içimi karartan, midemi bulandıran bedbinliğim yüzünden ben mi kör olmuştum? Yaşamak hep güzeldi de ben mi görmüyordum? Hayır, hayır kesinlikle böyle değildi! Yaşam, -en azından benim yaşamım- her zaman iğrenç ve kepazeydi. Bugün dünden başka düşünüyorsam, bugün dünden bambaşka biri olduğum içindir. Aldığım karar yüzünden tabiat ananın, gerçek anamızın başımı sıvazlaması yüzündendir. Ah, kuş gibi hafifim şimdi, yürümüyor da adeta süzülüyorum. Neden bu zamana kadar ertelemişim ki? Bilseydim böyle olacağını bir saniye beklemezdim oracıkta boğazlardım kendimi. Tamamen aptallık! Umut denen o hain, o alçak, o sahte zırvalık yüzünden! Akıllı sanırdım bir de kendimi. Ah, ne aptalmışım! Boşuna, boşu boşuna bu zulme yıllarca katlanmışım, ne enayilik! Ama geçti işte, bitti gitti. Bu salak tiyatroda daha fazla figüranlık yapmayacağım. O hayali, sadist yönetmene ve bize sormadan hayatlarımızı yazan o gaddar senaristlere isyan ediyorum! Evet, isyan! Ancak benim kadar cesur olanların yapabileceği gibi, geçmişte bunu yapmış o devasa yürekler gibi. Heyt be!

Üç gün, evet yalnızca üç gün daha. Yeter de artar bile. Otuz yıllık o nahoş serüvenin üzerine üç güncük daha katlandım mı tamamdır bu iş! Doğumumu bana sormadınız, yaşamımı bana sormadınız, acıdan mideme kramplar girerken hiçbiriniz yoktunuz yanımda ama şimdi ben de size sormuyorum! Her şeyimi çaldınız elimden ama ölümümü sizin elinize vermiyorum ve kendi ipimi kendi ellerimle çekiyorum. Doğum günümü olmasa da ölüm günümü kendim seçiyorum. Evet dostlar! Üç gün sonra herkesi ölüm günü partime bekliyorum. Saatler tam gece yarısını çaldığında, intihar süsleriyle süslediğim odamda sizleri de görmeyi umuyorum. Dj koltuğunda hepimizin yakından tanıdığı Frederic Chopin oturacak ve ünlü Funeral March'ını benim için son kez çalacak!

Evvela yapmam gereken bazı işler var. Öncelikle üç gün sonra dönmek üzere her metrekaresi kasvet olan, duvarlarından irin akan, nemden ciğerlerimi hasta eden bu evi terk etmeliyim. Tahtakurularının kalbura çevirdiği bu çürük kerevette yatacağıma çayırlarda yatmayı yeğlerim. Hazır bu denli enerji doluyken bol bol yürürüm. Yüzüme istihzalı gülüşümü takınır o ahmak yığınların gözlerinin içine içine, adeta gözlerinden onların o kirli yüreklerini görüyormuş gibi küçümseyici ve tiksinti duyan bir edayla bakarım. Daha düne kadar olduğu gibi, onlardan gözlerimi kaçırmam için hiçbir sebep yok artık. Otuz yıldır baktığım o acınası, sefil suratlarına gözlerimi dikerek verebileceğim kadar rahatsızlık vermek istiyorum. Sonra şu kızı, hayatımı kurtaran, gerçekliğinden bile şüphe ettiğim peri kızını tekrar görmek istiyorum. Hayatımı kurtardığı, beni o derin gaflet uykusundan uyandırdığı için ayaklarına kapanıp teşekkür etmek istiyorum. Beni anlamasına gerek yok, varsın deli sansın ama bunu yapmalıyım. Ayaklarına kapanıp ellerini sımsıkı tutarak bütün minnettarlığımla "beni bütün bu acılardan kurtardığın için sana ne kadar teşekkür etsem az" demeliyim ve ardından koşar adım kaçmalıyım oradan. Ondan o kadar uzaklaşmalıyım ki ölümümde payı olduğunu asla bilmemeli. Onun dışında kimse umurumda değil. 

Peki kim bu kız? Ne yaptı da gözlerimi açtı? Cevap veriyorum: Hiçbir şey. Gerçekten birkaç kez gözlerimin içine bakmak dışında hiçbir şey yapmadı. Yaklaşık üç metre uzağımda, karşımdaki masada arkadaşlarıyla oturuyordu ve kahvesini yudumluyordu. On yedi, on sekiz yaşlarında olmalıydı. Sarıya çalan kahverengi tonlarında dalgalı saçları olduğunu hatırlıyorum. Sanki toz konsa incinecek kadar narin görünüyordu omuzları. Askılı bluzunun ipleri omuzlarını incitmemek için havada duruyor gibiydi. Hafızamı zorlamama rağmen yüz hatlarını, yüzünün karakteristik özelliklerini anımsayamıyorum. Yalnızca diyebilirim ki, çok güzeldi. Ateş mavisi gözleriyle can yakacak kadar derin bakıyordu. Mavinin o tonunu bir gözde ilk defa gördüm ve gördüğüm anda içimde bir yerlerde ateş yandığını hissettim. O ateş de canımı öyle bir yaktı ki istemsiz gözlerim yaşardı. Bütün hayatım, acılarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yaşlı gözlerle onu o kadar çok izledim ki tuhaflığım karşısında tedirgin olmuş olacak o da birkaç kere kaçamak bakışlarla bana baktı. Yalnızca bir kez gözlerimin içine uzun uzun bakakaldı ve baktığı her saniye içimdeki ateş büyüdü, acı daha da arttı. Her saniye küçüldüğümü yahut o ateş yüzünden eridiğimi hissettim. Böcek gibi eziliyordum bakışlarının altında. 

Ona aşık olduğum sanılmasın, kesinlikle ona yönelmiş herhangi bir duygu belirmedi içimde. Hissettiğim şeyler bütünüyle kendimle alakalı. Onun güzelliği karşısında kendi çirkinliğim büyüdü, onun gençliği karşısında yaşlılığımın ağırlığı çöktü bünyeme. O, o kadar kusursuzdu ve ben o kadar kusurluydum ki o an karar verdim ölmeye.

18 Temmuz 2024 Perşembe

bugün oturdum seni düşündüm

Bugün oturdum seni düşündüm
Seni... Güzelliğini...

Bir güzellik ki
Ağlatıcı

Bir güzellik ki
Karalar bağlatıcı

Bir güzellik ki
Acılara gark eden

Bir güzellik ki
Şiire sevk eden

Bir güzellik ki
Sevmeyi vahyeden

Bir güzellik ki
Kahreden
... 
Bugün dehlizlerime geri çekildim
Ve seni düşündüm
Seni... Güzelliğini...
Hayatı yaşanılır kılan

26 Haziran 2024 Çarşamba

kızım

Kızım
Yavrucağızım, cancağızım, yürek sızım
Mucizelere muhtacım
Aşar da beni doğarsan bir gün
Ben de seninle birlikte küllerimden doğacağım
Bütün karmaşalardan sıyrılacağım
Tam da bu yüzden Nilüfer olması için adının
Annenden ricacı olacağım
Sana öyle bir anlam yükleyeceğim ki
Anlamsızlık bile anlamını yitirecek
Büyüdüğünde öğreteceğim bir bir
Karmaşa ne demek, anlam ne demek
Ve neden bu kadar çok seviyorum Nilüfer Çiçeğini
Kızım
Ey babasının imkansızı
Rüzgar ekip fırtına biçen baban
Yeniden kazanacak mucizelere inancını
Eğer mucize eseri doğarsan

21 Haziran 2024 Cuma

olmayacak duaya amin

Ey Dünya'nın geldiği noktaya köhne kalanlar
Kaldırın başınızı size sesleniyorum
Suç değil bu kahpe çağa ayrıksı kalmak
Güç değil biliyorum ölmek size, yaşamaktan
Evet hiç değil ölmek
Biliyorum hınç değil kalbinizdeki
Hüzün, dargınlık, kırgınlık belki
Değil öfke, değil kin, değil haset
Fazlaca hoşgörü, fazlaca tevazu, fazlaca hüsnüniyet
Ey gözlerini tedirginlik bürüyenler
Ey kötülüğe ayak sürüyenler
Ey yapayalnız yürüyenler 
Kimse duymasa, kimse görmese, kimse bilmese de 
Biliriz biz birbirimizi 
Biliriz ne hissettiğimizi 
Düşmeyin, düşmeyin, düşmeyin 
Kendinize küsmeyin
Her şeye rağmen, her şeye rağmen, her şeye rağmen
Olmayacak duaya amin!

19 Haziran 2024 Çarşamba

acının izin günü

İlkbahara teşne bir kalp var bende
Yastan başka bir şey pompalamıyor şu sıra
İzin günü olmasına rağmen bugün acının
Kolay değil laf anlatmak pek ona
İlle gam, ille keder, ille tasa
Sen gelsen de bir şey söylesen şuna?
Ellerini tutsan, gözlerine baksan düzelecekmiş
Nihayete erecekmiş, sözmüş, iyileşecekmiş
Zemheri fırtınaları dindirecekmiş içinden
Ezan Çiçeği gibi açacakmış birden
Yağmur kadar güneşi de sevecekmiş
Neden, nasıl diye sormayacakmış artık
Ellerini tutsan sımsıkı
Pabucunu eline verecekmiş bütün kötülüklerin

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...