31 Aralık 2024 Salı

bir bilsen

ah ne büyük yanılgı

içindesin bir bilsen

annenden bile çok

sevdiğimi seni

yüzünü çevirmezdin

benden

ah ne zevk-i mecazî

içindesin soluk dudaklı

soluk benizli

ah neden eksik

büyüttüler seni

ne boşa harcıyorsun

levha-i temâşâ güzelliğini

25 Temmuz 2024 Perşembe

bu hikayenin adını sonra koyacağım, öldükten bile sonra

Bugün kendimi öldürmeye karar verişimin ertesindeki ilk günüm.  Bir süre de nihayet bu kararı almış olmanın rahatlığıyla yaşadıktan sonra çok da uzatmadan bu işi, hayatıma son vereceğim. Uzun zaman sonra ilk kez böyle ferah bir sabaha uyandığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Epeydir uykumu böylesine almış olarak uyandığımı hatırlamıyorum. Nerede o iç sıkıntısı, nereye gitti karamsarlık? Hiçbiri yok bugün, alabildiğine huzurluyum. İlginçtir bu sabah kan tükürmedim, boğazımda o acı tat da yok, nefes darlığı da. Daha dün sabah -çok iyi anımsıyorum- yüzüme vuran güneşe sövmüştüm de öfkeyle perdeyi kapamıştım, bu sefer de kuş seslerine öfkelenip camı kapamış ve mecalsiz bir şekilde geri yatmıştım. Ah, ne kadar şeytanlaşmışım! Bugün camı ve perdeyi ardına kadar açtım. Yirmi dört saat önce vampir gibi tiksindiğim güneş şimdi içimi ısıtıyor, ince ince göğsüme çarpan sabah esintisi yüreğimi ferahlatıyor, kuşlar da adeta cesaretimi ve gaflet uykumdan uyanışımı kutlar gibi cıvıldaşıyorlar. Bu hep böyleydi de içimi karartan, midemi bulandıran bedbinliğim yüzünden ben mi kör olmuştum? Yaşamak hep güzeldi de ben mi görmüyordum? Hayır, hayır kesinlikle böyle değildi! Yaşam, -en azından benim yaşamım- her zaman iğrenç ve kepazeydi. Bugün dünden başka düşünüyorsam, bugün dünden bambaşka biri olduğum içindir. Aldığım karar yüzünden tabiat ananın, gerçek anamızın başımı sıvazlaması yüzündendir. Ah, kuş gibi hafifim şimdi, yürümüyor da adeta süzülüyorum. Neden bu zamana kadar ertelemişim ki? Bilseydim böyle olacağını bir saniye beklemezdim oracıkta boğazlardım kendimi. Tamamen aptallık! Umut denen o hain, o alçak, o sahte zırvalık yüzünden! Akıllı sanırdım bir de kendimi. Ah, ne aptalmışım! Boşuna, boşu boşuna bu zulme yıllarca katlanmışım, ne enayilik! Ama geçti işte, bitti gitti. Bu salak tiyatroda daha fazla figüranlık yapmayacağım. O hayali, sadist yönetmene ve bize sormadan hayatlarımızı yazan o gaddar senaristlere isyan ediyorum! Evet, isyan! Ancak benim kadar cesur olanların yapabileceği gibi, geçmişte bunu yapmış o devasa yürekler gibi. Heyt be!

Üç gün, evet yalnızca üç gün daha. Yeter de artar bile. Otuz yıllık o nahoş serüvenin üzerine üç güncük daha katlandım mı tamamdır bu iş! Doğumumu bana sormadınız, yaşamımı bana sormadınız, acıdan mideme kramplar girerken hiçbiriniz yoktunuz yanımda ama şimdi ben de size sormuyorum! Her şeyimi çaldınız elimden ama ölümümü sizin elinize vermiyorum ve kendi ipimi kendi ellerimle çekiyorum. Doğum günümü olmasa da ölüm günümü kendim seçiyorum. Evet dostlar! Üç gün sonra herkesi ölüm günü partime bekliyorum. Saatler tam gece yarısını çaldığında, intihar süsleriyle süslediğim odamda sizleri de görmeyi umuyorum. Dj koltuğunda hepimizin yakından tanıdığı Frederic Chopin oturacak ve ünlü Funeral March'ını benim için son kez çalacak!

Evvela yapmam gereken bazı işler var. Öncelikle üç gün sonra dönmek üzere her metrekaresi kasvet olan, duvarlarından irin akan, nemden ciğerlerimi hasta eden bu evi terk etmeliyim. Tahtakurularının kalbura çevirdiği bu çürük kerevette yatacağıma çayırlarda yatmayı yeğlerim. Hazır bu denli enerji doluyken bol bol yürürüm. Yüzüme istihzalı gülüşümü takınır o ahmak yığınların gözlerinin içine içine, adeta gözlerinden onların o kirli yüreklerini görüyormuş gibi küçümseyici ve tiksinti duyan bir edayla bakarım. Daha düne kadar olduğu gibi, onlardan gözlerimi kaçırmam için hiçbir sebep yok artık. Otuz yıldır baktığım o acınası, sefil suratlarına gözlerimi dikerek verebileceğim kadar rahatsızlık vermek istiyorum. Sonra şu kızı, hayatımı kurtaran, gerçekliğinden bile şüphe ettiğim peri kızını tekrar görmek istiyorum. Hayatımı kurtardığı, beni o derin gaflet uykusundan uyandırdığı için ayaklarına kapanıp teşekkür etmek istiyorum. Beni anlamasına gerek yok, varsın deli sansın ama bunu yapmalıyım. Ayaklarına kapanıp ellerini sımsıkı tutarak bütün minnettarlığımla "beni bütün bu acılardan kurtardığın için sana ne kadar teşekkür etsem az" demeliyim ve ardından koşar adım kaçmalıyım oradan. Ondan o kadar uzaklaşmalıyım ki ölümümde payı olduğunu asla bilmemeli. Onun dışında kimse umurumda değil. 

Peki kim bu kız? Ne yaptı da gözlerimi açtı? Cevap veriyorum: Hiçbir şey. Gerçekten birkaç kez gözlerimin içine bakmak dışında hiçbir şey yapmadı. Yaklaşık üç metre uzağımda, karşımdaki masada arkadaşlarıyla oturuyordu ve kahvesini yudumluyordu. On yedi, on sekiz yaşlarında olmalıydı. Sarıya çalan kahverengi tonlarında dalgalı saçları olduğunu hatırlıyorum. Sanki toz konsa incinecek kadar narin görünüyordu omuzları. Askılı bluzunun ipleri omuzlarını incitmemek için havada duruyor gibiydi. Hafızamı zorlamama rağmen yüz hatlarını, yüzünün karakteristik özelliklerini anımsayamıyorum. Yalnızca diyebilirim ki, çok güzeldi. Ateş mavisi gözleriyle can yakacak kadar derin bakıyordu. Mavinin o tonunu bir gözde ilk defa gördüm ve gördüğüm anda içimde bir yerlerde ateş yandığını hissettim. O ateş de canımı öyle bir yaktı ki istemsiz gözlerim yaşardı. Bütün hayatım, acılarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yaşlı gözlerle onu o kadar çok izledim ki tuhaflığım karşısında tedirgin olmuş olacak o da birkaç kere kaçamak bakışlarla bana baktı. Yalnızca bir kez gözlerimin içine uzun uzun bakakaldı ve baktığı her saniye içimdeki ateş büyüdü, acı daha da arttı. Her saniye küçüldüğümü yahut o ateş yüzünden eridiğimi hissettim. Böcek gibi eziliyordum bakışlarının altında. 

Ona aşık olduğum sanılmasın, kesinlikle ona yönelmiş herhangi bir duygu belirmedi içimde. Hissettiğim şeyler bütünüyle kendimle alakalı. Onun güzelliği karşısında kendi çirkinliğim büyüdü, onun gençliği karşısında yaşlılığımın ağırlığı çöktü bünyeme. O, o kadar kusursuzdu ve ben o kadar kusurluydum ki o an karar verdim ölmeye.

18 Temmuz 2024 Perşembe

bugün oturdum seni düşündüm

Bugün oturdum seni düşündüm
Seni... Güzelliğini...

Bir güzellik ki
Ağlatıcı

Bir güzellik ki
Karalar bağlatıcı

Bir güzellik ki
Acılara gark eden

Bir güzellik ki
Şiire sevk eden

Bir güzellik ki
Sevmeyi vahyeden

Bir güzellik ki
Kahreden
... 
Bugün dehlizlerime geri çekildim
Ve seni düşündüm
Seni... Güzelliğini...
Hayatı yaşanılır kılan

26 Haziran 2024 Çarşamba

kızım

Kızım
Yavrucağızım, cancağızım, yürek sızım
Mucizelere muhtacım
Aşar da beni doğarsan bir gün
Ben de seninle birlikte küllerimden doğacağım
Bütün karmaşalardan sıyrılacağım
Tam da bu yüzden Nilüfer olması için adının
Annenden ricacı olacağım
Sana öyle bir anlam yükleyeceğim ki
Anlamsızlık bile anlamını yitirecek
Büyüdüğünde öğreteceğim bir bir
Karmaşa ne demek, anlam ne demek
Ve neden bu kadar çok seviyorum Nilüfer Çiçeğini
Kızım
Ey babasının imkansızı
Rüzgar ekip fırtına biçen baban
Yeniden kazanacak mucizelere inancını
Eğer mucize eseri doğarsan

21 Haziran 2024 Cuma

olmayacak duaya amin

Ey Dünya'nın geldiği noktaya köhne kalanlar
Kaldırın başınızı size sesleniyorum
Suç değil bu kahpe çağa ayrıksı kalmak
Güç değil biliyorum ölmek size, yaşamaktan
Evet hiç değil ölmek
Biliyorum hınç değil kalbinizdeki
Hüzün, dargınlık, kırgınlık belki
Değil öfke, değil kin, değil haset
Fazlaca hoşgörü, fazlaca tevazu, fazlaca hüsnüniyet
Ey gözlerini tedirginlik bürüyenler
Ey kötülüğe ayak sürüyenler
Ey yapayalnız yürüyenler 
Kimse duymasa, kimse görmese, kimse bilmese de 
Biliriz biz birbirimizi 
Biliriz ne hissettiğimizi 
Düşmeyin, düşmeyin, düşmeyin 
Kendinize küsmeyin
Her şeye rağmen, her şeye rağmen, her şeye rağmen
Olmayacak duaya amin!

19 Haziran 2024 Çarşamba

acının izin günü

İlkbahara teşne bir kalp var bende
Yastan başka bir şey pompalamıyor şu sıra
İzin günü olmasına rağmen bugün acının
Kolay değil laf anlatmak pek ona
İlle gam, ille keder, ille tasa
Sen gelsen de bir şey söylesen şuna?
Ellerini tutsan, gözlerine baksan düzelecekmiş
Nihayete erecekmiş, sözmüş, iyileşecekmiş
Zemheri fırtınaları dindirecekmiş içinden
Ezan Çiçeği gibi açacakmış birden
Yağmur kadar güneşi de sevecekmiş
Neden, nasıl diye sormayacakmış artık
Ellerini tutsan sımsıkı
Pabucunu eline verecekmiş bütün kötülüklerin

17 Haziran 2024 Pazartesi

doğum günü

Bugün benim doğum günüm
Otuza pek bir şey kalmadı
Şaşaalı bir kutlama yapmak için kendime 
İntihar süsleriyle süsledim odamı
...
Evvel bu denli tedirgin edici değildi şakalarım
Bilmem ki ne zaman
Bilmem ki niye
Sana yakıştıramadığım her şeyi kendime yakıştırır oldum
Ne varsa içimde iyiliğe dair
Üzerine boca ettiğim için mi 
Ne varsa evrende güzelliğe dair
Seni onunla sarıp sarmaladığım için mi
Tüm bu saçmalamalarım

29 Mayıs 2024 Çarşamba

kafası karışık şiir

Korkmuyorum artık kaybetmekten
Kaybettim çünkü korkumun öznesini
Kaybettim kalbimin en gözdesini

Ayağına taş bağlayıp denize attım 
Varla yok arası varlığının yokluğunu 
Bilmiyorum hangi pekiştirilmiş kelime anlatabilir
İçinde boğulduğum hissin bokluğunu

Sıkıldım slogan atar gibi yazmaktan
Sıkıldım dizeleri birbirine bağlayamamaktan
Sıkıldım her şeyi dolaylı anlatmaktan
Sıkıldım zayıflıktan, sıkıldım korkmaktan
Sıkıldım senden, sıkıldım benden
Sıkıldım cemi cümlemizden
... 
Tövbe haşa

26 Mayıs 2024 Pazar

bahadır'ın hikayesi

Bahadır askerdi. Hem de ne asker! 17 yaşında geçirmişti üniformayı üstüne. Ah! Nasıl yakışıyordu çakı gibi bedenine görmeliydiniz. Asker olmak için doğmuş bu adam derdiniz onu üniformayla esas duruşta bir kez görseydiniz. Aynı dönem girmiştik okula, has devremdi benim anlayacağınız. Epey tatsız olmuştu bizim tanışmamız, televizyon muhabbetine birbirimize girmiştik gazinoda. Sağlam bir Jackie Chan filmi vardı, ille bunu izleyeceğiz diye tutturmuştum, Beşiktaş maçı bitmeden hiçbir şey izleyemezsin diye diretmişti o da. Mevzu büyüdü, daldık birbirimize. Yalan yok fena patakladıydı beni o gün. Nöbetçi amir yakalamasaydı birkaç kemiğimi kırardı Allahıma. Ruhu şad olsun Alpay Binbaşıydı bizi o hâlde yakalayan. İkimize okkalı birer sille patlattı, sabaha kadar da istikamet verip deli dana gibi oradan oraya koşturarak canımıza okuduydu o gece, üç gün bacaklarımızı hissetmedik ertesinde inan olsun. Sabah olunca, "Badi yaptım sizi, bugünden sonra birinizin burnu bile kanarsa ötekini eşek sudan gelinceye kadar döverim" diye uyarmayı da ihmal etmemişti. Mekanı cennet olsun, çok kral adamdı Alpay Binbaşı.

Badi olduktan sonra sevdik birbirimizi, ayrı dünyaların insanlarıydık ama can ciğer olduk iki yılda. O da tek çocuktu ben de, yeri geldi birbirimizin abisi, kardeşi, anası, babası olduk. Çenemiz ağrıyana kadar güldüğümüz de oldu, çocuk gibi salya sümük ağladığımız da. Hadi ben neyse de onun ağlamaları çok dokunurdu bana. Gözlerinden anlardım onun ezgin tarafını, sarhoş değilse çok konuşmazdı, sessiz sessiz, içine içine ağlardı. Benim hoppalığımdan gelen ağlaklığım onun anlatmadığı gerçek dertlerinden kaynaklı ağlamalarının yanında şımarıklık gibi gelirdi bana, utanırdım. Hele gülmeleri, ah o gülmeleri yok mu dalga dalga arşa yükselirdi sanki kahkahaları. Pek nadir gülerdi, bizim kahkaha attığımız şeylere tebessüm eder, bize komik gelmeyen şeylere de basardı kahkahayı, o güldükçe biz de anlamsızca yerlere yatardık gülmekten.

Bahadır'ın hayali Özel Kuvvetler'e girmekti. "Bir şeyi yapıyorsan ya en iyisini yapacaksın ya da hiç yapmayacaksın" derdi. Bende o göt yoktu, sırf ondan ayrılmamak için girdim mülakatlara; iyi ki girmişim o gün bu gündür hiç ayrılmadık kardeşimle. Kaç kez başını belaya soktum, kaç kez kıçımı kurtardı inanın sayısını hatırlamıyorum. Her seferinde "sana bir can borcum oldu usta" derdim sırıtarak, "Ne biri ne beşi kaç oldu lan bu" deyip basardı kalayı, çıldırmış gibi gülerdik sonra istemsiz. Bizi o hâlde gören "delirmiş bunlar" derdi, biz de çok akıllı sayılmazdık şimdi Allah için. Bahadır iki sefer koldan, bir sefer de bacaktan yedi kurşunu, "yine olmadı çocuk, yine ölemedik, anasını sattığımın kör kurşunu bir türlü bulamadı doğru yeri" deyip basmıştı kahkahayı üçüncüyü yediğinde. O halde gülerken "manyaksın oğlum sen, hastasın, ruh hastası psikopatın tekisin" diye bağırırdım, ben öyle deyince daha bi gülerdi, "Süper kahramanım lan ben, ölümsüzüm" diye bağırırdı kurşunlar kafamızın üzerinden vızır vızır geçerken. Ne yalan söyleyeyim harbiden inanmıştım süper kahraman olduğuna. On dört ay dağdan inmedik, tek bir gün ilendiğini, oflayıp pufladığını görmedim. Robot bu herif diye düşünürdüm içimden o günlerde, ama öyle bir güven verirdi ki insana, bu adam yanımda olduğu sürece bu dünyada bana ölüm yok gibi hissederdim. 

4 Mayıs 2024 Cumartesi

kundakçı

Ben dün gece sırtüstü yattım
Yorganı koltuk altlarıma kadar çekip
Birbirine kenetledim bacaklarımı
Ellerimi göğsümde kavuşturdum
Başımın altında değil
Hayal kurduğum zamanlar başımın altına koyardım
Dudağımda aptal bir sırıtkanlık olurdu
Şimdiyse, hayal bitti artık
Ellerim göğsümdeydi, göğsüm sıkışıyordu
İçimde bir orman yangını çıkmıştı
Kuşlar, böcekler, sincaplar
Çığlık çığlığa kaçışıyordu
Ben dün kendi kendimin kundakçısı oldum

01.05.24

30 Nisan 2024 Salı

mete

Bebeğim, oğlum, dayım
Ben bunu yazarken sen henüz bir yaşındasın
Okuduğunda kaç olursun, bilmiyorum
Benim muhtemelen bir çocuğum olmayacak
Bunun birtakım gerekçelerini merak edersen
Anlatırım sana büyüdüğünde
Antinatalizmle falan kafanı şişirmeden
Erkek erkeğe
Peşin peşin özür diliyorum senden
Haylazlık yapabileceğin bir dayıoğlun olmayacak (gibi duruyor)
Gibi duruyor, gibi duruyor, gibi, zormuş böyle söylemek
Doğduğundan beri yanına gelemedim pek
Genelde sen geliyorsun (annen getiriyor)
Şu sıralar (üç-beş-yedi yıldır) iyi değilim, mazur gör
Telafi ederiz
Bir de babana uymayıp Beşiktaşlı olursan
Daha çok eğleniriz (bundan pek emin olamadım)
Bak şimdi aklıma geldi, nasıl olduğumu merak edersen
2023-2024 Beşiktaşı gibiyim
Ama senin ömrün boyunca
2020-2021 Beşiktaşı gibi olmanı dilerim
(daha iyi yıllarımız vardı elbet ama bir averajla galatasaray'ın önünde bitirdik, keyifli ve sergenliydi)
Mete, oğlum, dayım,
Şunu bil, her zaman arkandayım (tam kafiye)
İyi (bir insan) ol
Sana şans, huzur ve sağlık diliyorum
Gerisini de sen hallet
Bi zahmet
-Dayın MetinDG
(30.04.24 saat 02 suları)

on dört bin sekiz yüz küsür

Bir keresinde aşık olmuştum ya da onun gibi bir şey
Emin değilim, çünkü daha önce hiç aşık olmamıştım
Bilenlere danışayım dedim, ortalık iyice karıştı
Allak bullak oldum
Aşk dedim, nesnel bir şey olmalı ve de hüzünlü
Biçare kitaplara saldırdım, hüzün cepte
Şiire sarıldım, nafile!
Belirsizliklerimi bile kaybettirdi bana
Çömez bir aşıkken alıntılarla yaşadım
Kimi zaman pek yalın
Kimi zaman çok karmaşık tümcelerin altını karaladım
Gel zaman bu da yetmez oldu, kolları sıvadım
Aptallar! dedim, aptal aşıklar, hepiniz eksiksiniz!
Yirmidokuz harfle aşk mı tanımlanabilirmiş?
Biraz da matematik katmalı, buldum işte!
Pi sayısının on dört bin sekiz yüz küsürüncü basamağında
Ay-gün-yıl şeklinde...
Şimdi biraz da müziğe bakacağım
Aşkın fon müziğini bulmak için

29 Nisan 2024 Pazartesi

ummak

İki bilet aldım nereye gittiğini bilmesem de
Uzaklara giden bir otobüsten
(Cam kenarını sana verebilirim seve seve)
Gittiğimiz yerin seni görmeye değer yerlerinin olmasını umuyorum
Aynı gün içinde güneşte kavrulmayı, rüzgarda savrulmayı, yağmurda ıslanmayı da
Bilmediğini umduğum neşeli şarkılardan bir cd doldurup onu da boynuma astım
(Artık boynumu iplere asmayı aklımdan geçirmiyorum)
Bilmesem de ne sevdiğini, seveceğini umduğum birkaç yemek tarifi öğrendim
O kadar çok şey umuyorum ki bu aralar
Umarım bu yolculuğa benimle çıkarsın mesela

27 Nisan 2024 Cumartesi

olmayacaksa da

Bana öyle bir çarp ki, sevgilim
Saçlarının dalgasında boğulayım
Al, zaten bir dirhem kalmış olan neşemi
Çaldığım bütün kapılardan kovulayım
Bir dehşet sal içimin ta derinliklerine
Kanım çekilsin, o denli korkayım
Öylesine umarsız davran ki bana
Yaşayan bir ölü gibi kalayım
Kalbime çıkan basamakları yık bir bir
Denemeye bile tenezzül etmesin kimse
Ah saçlarının dalgası, saçların... sevgilim...
Olmayacaksa da o kadar güzel olmasın ki
Tek bir an bile unutmayayım

23 Nisan 2024 Salı

kaçmak

Daha önce çok kere yazdığım ve söylediğim ve daha çok kere de düşündüğüm gibi içimde tükenmek bilmez bir gitmek arzusu var. Şöyle yazmıştım bir sefer "bugüne kadar nereye gideceğimi bilmiyorum sanıyordum, gidecek yerim yokmuş". İşten çıkmış, içgüdüsel bir alışkanlıkla otobüs durağına gidiyordum. Üst geçitten geçerken içimde bir sıkıntının olduğunu ve eve gitmek istemediğimi fark ettim. Tam ortasında durup üst geçidin nereye gitmek istediğimi düşünmeye çalıştım ama bir türlü zihnimde somut bir yer belirmiyordu. Önceleri böyle durumlarda bir mezarlığa gider, saatlerce dolaşır ya da kayıtsızca bir bankta oturur hiçbir şey yapmadan etrafı izler ve günün sonunda arınmış olarak çıkıp eve giderdim. Ancak onu yapmak da gelmedi içimden. Sonra bir şimşek çakar gibi yukarıda yazdığım söz belirdi zihnimde: "Gidecek yerim yokmuş." Sanki bir hataydım da tesadüfen var olmuştum. Bu dünya üzerinde ait olduğum hiçbir yer yoktu sanki, böyle hissediyordum. Arafta kalmıştım yahut bir kara delik tarafından yutulmuş da sonsuz boşlukta oradan oraya savruluyordum, öyle hissediyordum. Bir aralık da masallardan bozma bir Akdeniz köyünde inzivaya çekilmek, herkesten uzak, beni kimsenin tanımadığı bir yerde izole bir hayat yaşamak İhtiyacım olan şeymiş gibi gelmeye başlamıştı. Ne kadar da çocukça ve bir o kadar da gülünç şimdi her şey. Evet itiraf ediyorum şimdi kendime; Bu yeryüzünde huzuru bulabileceğim tek bir kara parçası yok. Benim kaçmaya çalıştığım şey kendimden başka bir şey değil. Bütün başarısızlığıyla, yenilmişliğiyle, zayıflığıyla, acizliğiyle kendimden kaçmaya çalışıyorum ben. Eğer yüreğimi söküp atamıyorsam dünyanın hangi toprağı kabul eder ki beni? Kafamı yastığa koyup kendimle baş başa kaldığımda tekrardan yüzüme yüzüme çarpmayacak mıyım sanki kendimin? Sepya bir perde inmiş gibi gözüme böylesine soluk ve hüzünlü görünüyorsa her şey, problemin mekansal olmadığını kabul etmek erdemliliğini göstermem gerekmez mi? Evet, baktığım herkes elinde kalbimi yansıtan bir ayna tutuyormuş gibi hüzünlü görünüyor gözüme. Tumturaklı cümleler kurmak istemiyorum aksine keşke bir ortaokul çocuğunun kompozisyon ödevi kadar yalın bir dille anlatabilsem hislerimi. Ben gitmek değil, kaçmak istiyorum. Ne -sanki ben aylarca düşünmemişim gibi- insanların bana âdeta yaşamın sırrını bulmuşlar edasıyla verdikleri akılların aptallığından, ne de dostlarımın anlayışsızlığından, goygoyculuğundan değil; ben kendimden kaçmak istiyorum. Kavgam, psikolojik hastalıkların sebebinin vücuttaki eksik birkaç hormon olduğunu söyleyenler gibi eksik birkaç hormonla belki ya da bana göre yaradılışımdan gelen hatalarla. Kırık kalp sendromuyla belki ya da Freudvari bir dille kırılmış bir egoyla. Şimdi mesele ayakta kalabilmek için strateji kurmakta.

olric

-Saat kaç oldu Olric?

-Onunla bir ömür olmaya daha çok var Efendimiz!

-Kendi düşen ağlamaz derler Olric, ben neden ağlıyorum?

-Gidenin arkasından ağlanırmış Efendimiz!

-Neden giderler Olric?

-Sevdiyseniz giderler Efendimiz!

-Dediğime geliyoruz, suç bende...

-Kalkın Efendimiz! Kimse sevmiyor!

-Ama ben sevdim Olric.

-Sevdiyseniz vazgeçmelisiniz Efendimiz!

-Vazgeçmeli miyim? Vazgeçilebilir mi?

-Vazgeçmeler gidenler içindir Efendimiz! Siz sevmelere devam etmelisiniz.

-O halde sevelim Olric.

-Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz!

11 Nisan 2024 Perşembe

vuslat

Sen diye başlamak bir şiire şimdi
Bir soyut değil de, bir boyut gibi
Bir kokusu, bir cismi, bir biçimi var
Belki bir akşam sefası, belki bir amber
Seni düşünmenin jestleri, mimikleri
Bir sesi var
Hüznünün, pişmanlığının
Boğazda bıraktığı yumru hissinin
İsa'dan sonra ikibin yıl, altı ay, ondokuz gün
İnsanlığın seni beklemesinin
Bir olgusu, bir manası var
Gördüm ya seni, sesini duydum ya
Sarıldım ya sana, kokunu kokladım ya
Ölsem de gam yemem artık

7 Nisan 2024 Pazar

sevgi öğrencisi

-Daha kaç kişiye kötülük yapmam gerekiyor? Kendime yaptıklarım yetmezmiş gibi daha kaç iyi kalbi kıracağım? Kaç insan daha kurban edilecek bu bilinmezliğe? Bunca şey yaptıktan sonra nasıl kötü biri olmadığımı iddia edebilirim?
-Yapacaksın!
-Tamam ama nereye kadar?
-Ben bitti diyene kadar!
-Neden peki? Neden bunu yapmak zorundayım? Beni buna zorlayan ne, vazgeçemez miyim?
-Vazgeçemezsin çünkü beni seviyorsun!
-Neden seni seviyorum?
-Sevmenin nedeni yoktur. Önce seversin sonra sevdiğin şeyin güzel yanlarını ararsın.
-Peki yalvarırım söyle, sen de bir gün beni sevecek misin?
-Bunu söylersem bir hindibadan hiçbir farkın kalmaz. Fırtına atlatmış bir hindiba gibi dımdızlak kalırsın.
-Öyle kalayım ben de, ne olacak?! Bir hindiba her zaman hindiba değil mi sanki?
-Sen hiç yapraksız bir çiçeğin sevildiğini gördün mü?
-Ben seviyorum. Onun bir gün tekrardan açacağını biliyorum çünkü. Ben onun her şeye rağmen geleceği noktayı biliyorum ve o noktaya gelene kadarki bütün sürecini seviyorum...
-Sen ve senin gibi bir avuç insan sevebilir ancak bunu. Sen sevmek için geldin bu hayata.
-Ya sen?! Sen de sevenlere eziyet etmek için mi geldin?
-Ha ha ha! Hayır, ben senin sınavın olarak geldim. Bu kadar mızmızlanacaksan gidebilirim. Sen de bu sınavı geçemeyen milyonlarca insandan biri olup hayatına devam edersin.
-Hayır, hayır dur! Mızmızlanmıyorum, seni ölene kadar sevmeye devam edeceğim. Ben sadece başkalarına kötülük yapmak istemiyorum.
-Neden yaptın peki?
-Ben, onu da seni sevdiğim gibi sevebilirim sandım. Yanılmışım, aptallıkmış bu! Zaten bunu daha önce öğretmiştin bana sen, tamamen benim aptallığım. İnsan sadece bir kere bu kadar sevebilirmiş. Biliyordum, biliyordum öğretmiştin.
-Ben bir şey yapmadım. Kendi kendine öğrendin onu da. Sen iyi bir sevgi öğrencisisin ve iyi gidiyorsun. Son yaptığın öğrendiklerini pekiştirmek adına da iyi oldu senin için. Eminim bu hatayı bir daha yapmayacaksın.
-Yapmayacağım! İtiraf etmek gerekirse kendimi biraz kaptırmıştım. Sanırım sen de bunu farketmiş olacaksın ki bu zamana kadar beni uzaktan izlerken kendini bana göstermek zorunda kaldın.
-Ben zorunda kalarak hiçbir şey yapmam bunu en iyi sen biliyorsun! Bir şey bildiğim de yoktu ayrıca. Bu iyi öğrenciler için Sevgi Tanrısının gösterdiği bir mucizedir.
-O zaman ben de Sevgi Peygamberi mi oluyorum? Bak bu hoşuma gitti işte.
-Ha ha ha! Hayır, Sevgi Peygamberi olabilmek için henüz yolun çok başındasın. Yunus Peygamberin hikayesini bilmez misin? Yunus Peygamber, otuzüç yıl boyunca Tanrı için çalışıp sadece iki kişiyi ikna edebildiği için isyan etmiş ve öfkeyle kaçıp bir gemiye binmişti. Tanrı ona denizin ortasındayken bir fırtına yollayıp mucizesini göstermiş ve o da hatasını anlayıp tövbe etmişti. Sen de Tanrının gösterdiği mucizelerden ders alanlardan ol.

3 Nisan 2024 Çarşamba

çok şey istemek

Bütün hayatımı anlatmak gelir içimden
Ardından yok olup gitmek
Yahut günlerce susup öylece
Anlaşılmayı beklemek
Oturup denize karşı bir bankta
Güz yağmurlarına karışırken gözyaşlarım
Haykırmak istiyorum pervasızca, ağlamak
İnsan olmanın günahlarından arınmak
Ölümün istatistiğinin tutulmadığı
Doğumun maliyetinin hesaplanmadığı
İnananların hayal kırıklığına uğramadığı
Kendinden başkasına zararı olmayan insanların
Kendiyle baş başa bırakıldığı
Kâr, zarar hesabı yapmadan dostlukların kurulduğu
Kirli üstleriyle çirkin çocukların da başının okşandığı
Halik bilsin diye iyiliklerin denize atıldığı
Ütopik bir dünya istiyorum
Boğuluyorum

29 Ocak 2024 Pazartesi

sensiz böyle

kuru başıma ölebilirim

ıssız bir köşede bir köpek gibi

kendimi asmışlığımla baş başa bırakarak

arkasını dönüp gidebilir biri

bir savaşta ölen ilk asker de olabilirim

ben böyle yaşamayı neyleyim?

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...