23 Aralık 2018 Pazar

Sen hiç kızını öldürdün mü?

Yağmur yağıyor ama ayakları çıplak,
Bizim dalgın adam yine geliyor.
Kim bilir ne derdi var da böyle,
Bu adam sanki her adımında ölüyor.

Dalgın adam kolundaki saate baktı,
Sigarası sönmeden bir tane daha yaktı,
Hava yağmurlu çoraplar ıslak yürüyor,
Çook büyük derdi var Allah biliyor.

-----------------
Selamün aleyküm, aleyküm selam,
Gel hemşerim hava soğuk bir çay iç,
Bu havada çorapla dolaşılır mı hiç?
Boşver kahveci dayı gebersin piç!
------------------

Dalgın adam yürüyor, ahali izliyor,
Kimi piç, kimi berduş, kimi deli diyor.
Ama bence ne deli, ne berduş, ne de piç,
Herkes gibi olsa bunu yapar mı hiç?!

-------------------
Ey ahali! Ben o dalgın adamım.
Ne deliyim, ne berduşum, ne de piçim,
Keder, öfke ve pişmanlıkla dolu içim.
3 yaşında sarı saçları taralı,
Kızımı öldürdüm, annesi yaralı.
Ne deliyim, ne berduşum, ne de piçim,
Yaşamaya hevesi kalmamış sabıkalı bir hiçim.
Trafik kazasıydı, kızımı öldürdüm,
Sarı saçlı, yeşil gözlü bir umudu söndürdüm.
Size garip gelebilir belki dalgın görüntüm

Ey ahali! Söylesene sen hiç kızını öldürdün mü?
Anlayın beni çok büyük üzüntüm.
-------------------
23.12.2018
07:08
İstanbul

16 Ekim 2018 Salı

Git

Hayat akıp gidiyor olsan da olmasan da,
O gidiyor gitmesine de, ben sende kaldım.
Kıvırcık saçların, beyaz yüzün,
Aklıma düştü kapladı hüzün..
Al al yanakların, çekik gözün.
Her şey gidiyor da aklımdan gitmiyor...

4 Ekim 2018 Perşembe

Bilinmezlik

Sanmam bıçak yarasının daha ağır olduğunu,
Şu lanet bilinmezlikten.
Renk renk bahar çiçeklerinin soluşunu,
İzliyorum seni beklerken.

Ve herhalde ömrün sonlarında,
Çocukluğumun sıcak yaz akşamlarını özlüyorum.
Şu an kırkımdayım ve pencere kenarında,
Masum bir çocuk gibi yolunu gözlüyorum.

Güneş usul usul terkederken şehri,
Bugün de gelmeyeceksin biliyorum.
Kırk yaşında ve pencere kenarında,
Bilinmezlikler içinde ölüyorum.

04/10/18
03:04
İstanbul

15 Eylül 2018 Cumartesi

Anlar [Jorge Luis Borges]

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, 
İkincisinde, daha çok hata yapardım. 
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. 
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar, 
Çok az şeyi 
Ciddiyetle yapardım. 
Temizlik sorun bile olmazdı asla. 
Daha çok riske girerdim. 
Seyahat ederdim daha fazla. 
Daha çok güneş doğuşu izler, 
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. 
Görmediğim bir çok yere giderdim. 
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. 
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. 
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. 
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. 
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. 
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın. 
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan, 
Gitmeyen insanlardandım ben. 
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. 
Eğer yeniden başlayabilseydim, 
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. 
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. 
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, 
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer. 
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum... 
ÖLÜYORUM...

13 Eylül 2018 Perşembe

Çocuklar adına Beyefendiye(!)

İyisi de, kötüsü de evvel çocuktu,
Kış ayında yok üstlerinde gocukları..
Bir kısmı hayal kurmaktan bile korktu,
Çok bahtsızdır benim ülkemin çocukları...

Mendil, su satarlar soğukta ışıklarda..
Çocukluklarına değmez kazandıkları,
Varsa ona da söyleyin adalet nerde?
Çok bahtsızdır benim ülkemin çocukları...

Daha doğmadan bile çoğunun hakkı yendi,
Mevki, makam sahibi falanca Beyefendi(!)
Dinler misiniz beni bi?
Sizden ricam:
En azından masum küçük çocukları,
Rahat bırakın be orospu çocukları!

13/09/2018
İstanbul

8 Eylül 2018 Cumartesi

Çaresizlik

Tam olarak nereden başlayacağımı bilmiyorum. Tasvir etmeye çalışayım, felaketlere şahitlik etmiş bir çocuk düşünün. 5 yaşında bir çocuk. O çocuk gibi hissiz ve suskun ama korkak değil, aksine cesur. Bu çocuk 5 yaşında ama bir bilge kadar düşünceli bakışları var. Korkutucu derecede donuk. Bu çocuk, neredeyse her gece, uykusunun en derin ve en huzurlu anında çığlık sesleriyle uyanıyor. Yatağında doğruluyor ve çoğunlukla sarhoş gelen babasının annesine bağırışlarını ve annesinin ağlama seslerini dinleyerek karanlığa bakıyor. Elleriyle yorganı sıkıyor ve dişlerini de aynı şekilde, istemsiz. Gözleri karanlığa alıştığı için, sonsuz huzuru temsil eden uçsuz bucaksız bir bozkırdaki ahşaptan evi, yemyeşil otları ve sıcak güneşi içeren karşı duvardaki çizdiği resmi görebiliyor gözünden akan iki damla yaş nedeniyle biraz bulanık olsa da... Acı eşiği onlarca kez aşılmış bu çocuğun. Fiziksel değil zihinsel acı eşiği. O yüzden böyle donuk bakışları var, o yüzden yorganı ve dişlerini sıkıyor. Gözyaşları da üzüntü veya korkudan değil, sinirden dolayı akıyor yanaklarından tişörtünün üzerine doğru. Ürkütücü derecede düşünceli bakışları, en zor anda, vermesi gereken kararı düşünen bir kurmay kadar da kararlılık içeriyor. Kaşlarını çatıp -sadece kendisinin ve Allah'ın duyacabileceği bir ses tonuyla- "ben babam gibi olmayacağım" diyor nispeten azalmış olan bağırış ve annesinin ağlama seslerini dinlerken. Biraz zaman geçtikten sonra, artık yalnızca, her zamanki gibi sızmış olan babasının horlama sesini duyuyor. Bu o çocuk için huzur dolu bir ses. Aslında bu değil huzur dolu olan şey. Annesinin ağlamasının kesilmiş olması ama bunu anlayacak yaşta değil henüz. Tekrardan başını yastığa koyuyor ve horlama seslerini de duymuyor artık. Duyduğu tek şey kafasının içindeki çınlama. Bu ses eşliğinde uykuya dalıyor. Çok şükür bugün de bitti.

İşte böyle bir huzursuzluk.

Hiç çaresiz kaldınız mı? Ama harbi çaresiz. 

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...