26 Mayıs 2024 Pazar

bahadır'ın hikayesi

Bahadır askerdi. Hem de ne asker! 17 yaşında geçirmişti üniformayı üstüne. Ah! Nasıl yakışıyordu çakı gibi bedenine görmeliydiniz. Asker olmak için doğmuş bu adam derdiniz onu üniformayla esas duruşta bir kez görseydiniz. Aynı dönem girmiştik okula, has devremdi benim anlayacağınız. Epey tatsız olmuştu bizim tanışmamız, televizyon muhabbetine birbirimize girmiştik gazinoda. Sağlam bir Jackie Chan filmi vardı, ille bunu izleyeceğiz diye tutturmuştum, Beşiktaş maçı bitmeden hiçbir şey izleyemezsin diye diretmişti o da. Mevzu büyüdü, daldık birbirimize. Yalan yok fena patakladıydı beni o gün. Nöbetçi amir yakalamasaydı birkaç kemiğimi kırardı Allahıma. Ruhu şad olsun Alpay Binbaşıydı bizi o hâlde yakalayan. İkimize okkalı birer sille patlattı, sabaha kadar da istikamet verip deli dana gibi oradan oraya koşturarak canımıza okuduydu o gece, üç gün bacaklarımızı hissetmedik ertesinde inan olsun. Sabah olunca, "Badi yaptım sizi, bugünden sonra birinizin burnu bile kanarsa ötekini eşek sudan gelinceye kadar döverim" diye uyarmayı da ihmal etmemişti. Mekanı cennet olsun, çok kral adamdı Alpay Binbaşı.

Badi olduktan sonra sevdik birbirimizi, ayrı dünyaların insanlarıydık ama can ciğer olduk iki yılda. O da tek çocuktu ben de, yeri geldi birbirimizin abisi, kardeşi, anası, babası olduk. Çenemiz ağrıyana kadar güldüğümüz de oldu, çocuk gibi salya sümük ağladığımız da. Hadi ben neyse de onun ağlamaları çok dokunurdu bana. Gözlerinden anlardım onun ezgin tarafını, sarhoş değilse çok konuşmazdı, sessiz sessiz, içine içine ağlardı. Benim hoppalığımdan gelen ağlaklığım onun anlatmadığı gerçek dertlerinden kaynaklı ağlamalarının yanında şımarıklık gibi gelirdi bana, utanırdım. Hele gülmeleri, ah o gülmeleri yok mu dalga dalga arşa yükselirdi sanki kahkahaları. Pek nadir gülerdi, bizim kahkaha attığımız şeylere tebessüm eder, bize komik gelmeyen şeylere de basardı kahkahayı, o güldükçe biz de anlamsızca yerlere yatardık gülmekten.

Bahadır'ın hayali Özel Kuvvetler'e girmekti. "Bir şeyi yapıyorsan ya en iyisini yapacaksın ya da hiç yapmayacaksın" derdi. Bende o göt yoktu, sırf ondan ayrılmamak için girdim mülakatlara; iyi ki girmişim o gün bu gündür hiç ayrılmadık kardeşimle. Kaç kez başını belaya soktum, kaç kez kıçımı kurtardı inanın sayısını hatırlamıyorum. Her seferinde "sana bir can borcum oldu usta" derdim sırıtarak, "Ne biri ne beşi kaç oldu lan bu" deyip basardı kalayı, çıldırmış gibi gülerdik sonra istemsiz. Bizi o hâlde gören "delirmiş bunlar" derdi, biz de çok akıllı sayılmazdık şimdi Allah için. Bahadır iki sefer koldan, bir sefer de bacaktan yedi kurşunu, "yine olmadı çocuk, yine ölemedik, anasını sattığımın kör kurşunu bir türlü bulamadı doğru yeri" deyip basmıştı kahkahayı üçüncüyü yediğinde. O halde gülerken "manyaksın oğlum sen, hastasın, ruh hastası psikopatın tekisin" diye bağırırdım, ben öyle deyince daha bi gülerdi, "Süper kahramanım lan ben, ölümsüzüm" diye bağırırdı kurşunlar kafamızın üzerinden vızır vızır geçerken. Ne yalan söyleyeyim harbiden inanmıştım süper kahraman olduğuna. On dört ay dağdan inmedik, tek bir gün ilendiğini, oflayıp pufladığını görmedim. Robot bu herif diye düşünürdüm içimden o günlerde, ama öyle bir güven verirdi ki insana, bu adam yanımda olduğu sürece bu dünyada bana ölüm yok gibi hissederdim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...