3 Haziran 2016 Cuma

Fedakârlık ve Aymazlık

"Türkçüler 20. yüzyılda Türk milletinin fedakârlarıdır." demişti Atsız Beğ. Bu söz içinde bulunduğumuz 21. yüzyıl için de geçerlidir. Zira bugün Güneydoğu'da gönüllü olarak ve cansiparane terörle mücadele eden güvenlik güçlerimiz ekseriyetle Türkçüdür. Operasyonların başladığı tarihlerde etki ajanlığı görevi üstlenen satılmış kalemlerin ve terörist işbirlikçilerinin güvenlik güçlerimizin moralini ve motivasyonunu bozmak için yaptığı "Saray için ölüyorlar" şeklindeki propagandaları hatırlarsınız. Gözünü kırpmadan can veren, geride 3 aylık, 1 yaşında, 3 yaşında, 5 yaşında veya bazen daha doğmamış olan çocuğunu yetim bırakanlar için, "Saray için ölüyorlar" demek şüphesiz insan haysiyetsizliğinin en büyük temsilcilerinin yapacağı şeydir ki konumuz onlar degildir.

Bazı kavramlar vardır, birbiriyle uzaktan ilgili olduğundan bazen bakış açısına göre bir noktada birleşebilir. "Deha" ile "cinnet", "açık sözlülük" ile "kabalık" veya "ihtiyatlı olmak" ile "korkaklık" bunlara örnek verilebilir.

Bunun gibi bir de "fedakârlık" ve "aymazlık" vardır. Fedakârlık, "bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi menfaatlerinden vazgeçme" demektir. Aymazlık ise; "çevresinde olup bitenlerin farkında olamama durumu, gaflet" demektir. Yani fedakârlık ve aymazlığı birbirinden ayıran şey "neyi neden yaptığını bilmek"tir. Somutlaştıracak olursak, Güneydoğu'daki güvenlik güçlerimiz neden orada olduklarını, ne uğruna hayatlarını tehlikeye attıklarını bildikleri için fedakârlardır. Bilmiyor olsalardı bunun adı aymazlık olacaktı.

"Türkçüler 20. yüzyılda Türk milletinin fedakârlarıdır." sözünden başka Atsız Beğ'in, "Topluluklar fedakâr fertlerinin çokluğu nispetinde yükselir." diye de bir sözü vardır. Bu iki sözü peşi sıra okuyunca kurtuluşumuzun ve milletçe yükselişimizin yolunun Türkçü sayısıyla doğru orantılı olduğunu görürüz.

2011 yılında cennet mekân Necdet Sevinç vefat ettiğinden beri Türkçülük o seviyede bir yazın önderi maalesef çıkartamadı. Türkçülüğün tam anlamıyla vücut bulduğu bir şahsiyet ne yazık ki gelmedi. Günümüzdeki Türkçülerin başına buyrukluğunu ben buna bağlıyorum. Büyük Türkçülerin yazıp yolumuza ışık olması için bıraktığı makaleler var lâkin hepsi okunmadan kafada bir fikrin olgunlaşması pek mümkün değildir veyahut okunmuş olsa bile kişiden kişiye yorum farklılıkları olabilecektir. İşte Türkçülüğü temsil eden kişinin yaşıyor olması bunu engelleyecek olacağından önemlidir.

Yine de, Türkçülüğün çerçevesi net şekilde belli olduğu halde bu çerçevenin dışına taşanları Türkçü olarak görmüyor, onların kendini soktuğu fedakâr kalıbını kabul etmiyor ve onları "aymazlar" kategorisine sokuyoruz. Zira neyi neden yaptığını bilmeyenlerin fedakâr değil aymaz olduğunu söylemiştik. Buna hakkımız olduğuna da inanıyoruz. Gücümüzü Atsız Beğ'den alıyor ve diyoruz ki; "Türkçü; hiç şüphesiz Türk'ten olur. Fakat her “Türkçüyüm” diyen Türk, Türkçü değildir. Samimi olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması lazımdır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

adı yok

Sevenin nazarında sebepsiz bir şey yoktur Söz gelimi, savaşlar bitiyorsa bir yerlerde Bir sevilenin gülümsemesinin kelebek etkisidir Kanımca...